Arşiv ‘Dünyadan Spor’ Category

PostHeaderIcon Değişim de durdu, gelişim de

Aykut kocaman’ın Fenerbahçe’nin başına
gelmesiyle birlikte futbol takımının gelişim ve değişim içine gireceğini yazıyorduk. Son dört maçtır görüyoruz ki, ortada ne gelişim kalmış, ne de
değişim.Kocaman felsefesi bir anda rafa kalkmış, yine futbolcu hükümdarlığı sahaya inmiş, yine Alex’in ayaklarına mahkum bir oyun anlayışı
sahaya yerleşmiş ve yine korkak bir takım sadece skoru korumak için mücadele etmeyi seçmiş.O zaman Daum’u niye gönderdiler veya Aykut Kocaman neden iddialı
olmayı seçti.Aykut Hoca’yı hep destekledim. Çünkü Fenerbahçe’nin veya Türkiye’deki diğer takımların ancak O’nun gibi bakış açısına sahip
kişiler tarafından büyüyeceğine, vizyona kavuşacağına inanıyorum. Bütün hedefleri taraftara hoş görünüp, gelen on milyonlarca doları istedikleri gibi
harcayıp, koltuklarını korumak olan yönetimlere karşılık, futbolu büyütecek olan bu anlayıştı.Ve bu anlayışın sonuca endekslenmemesi için
uğraşıyorum. Sizlere de defalarca yazdım. İyi futbolu savunmak, sadece kazanmaya endekslenip tüm hırsıyla alacağı primin peşine düşen oyunculara karşı
en iyi silahtı. Onlar daha az çalışıp, daha az koşup, daha çok kazanmayı istiyorlar. Bunu tarz yapmışlar. Uymayanı da göndertmeyi başarmışlar.Bu cenderenin içine giren teknik adamın bu oyunculara mahkum olmaktan başka çaresi de kalmıyor. Aykut Kocaman bu radikal hamleyi yaptı.Hemen herkes “Bu olur mu?” derken, O
takımı mahkum olmaktan çıkarmayı, bir sistem içinde kalmasını sağlamayı istedi. Bu yüzden sahada veya antrenmanda koşmayanı, takıma da koymadı.
“Kim iyiyse, o oynar” diyerek takım içindeki ayrıcalıkları bitirmeyi istedi. Ve bu yüzden bugün Alex daha sorumlu, daha
istekli ve biraz daha çok koşar hale geldi.Ama Gaziantep’te 1-0′ı koruyamadılar, B:uca karşısında farklı kazandılar, farklı
kaybedebilirlerdi. Belediye’nin elinden zor kurtuldular. Karabük Saracoğlu’nda onlarla kedi – fare
gibi oynadı.En az faulü yapan takım Fenerbahçe. Takımın da mücadele gücü neredeyse yok gibi. Koşan da boşa koşuyor. Hücuma geçerken istek
kalmamış. Kimse kendisini topa göstermiyor.Alex attığı gollerle maçın kahramanı ve en çok kaybı da yapan oyuncu. Ayakta zor duruyor. Aynı Niang gibi.Öne oynaması gereken, bu felsefe içinde oynaması beklenen takım, yine Daum’un cesaretsiz oyun anlayışı içinde, “atayım, sonra yatayım” diye düşünüyor.Bu mudur
Fenerbahçe. O yüzden mi bu kadar büyük paralar ödeniyor bu oyunculara. 50 binlik stat, yıldız diye gördüğü oyuncularının Karabük takımı karşısında oyunu kendi sahasında nasıl kabul ettiğini seyretmek için mi dolacak?Bütün bunları örten bir tabela var ortada. Sizin yüzünüzden böyle. Aykut kocaman da bu tabela
kalabalığının bir parçası olmuş durumda. Müdahale bile etmiyor sahaya veya edemiyor. O da tabela korkusunun esiri olmuş durumda. Çünkü kazandığı zaman
prim yapacağını sanıyor. Halbuki takımını tehdit eden şekilde oynatsa, zaten çok rahat kazanacak. Bunu göze alamıyor, bu riski
taşıyamıyor.Ve bu tabelacılar, skoru futbolun önünde tutanlar yüzünden, değişim için ele geçen en önemli fırsat heba olabilir.Kadıköy’de , Karabük’ü 2-1 yendikleri için sevinsinler onlar. Belaya davetiye çıkartıyorlar, farkında
değiller. Geçen sene de Daum’u savunuyorlardı böyle, “Adam kazanmayı biliyor” diyorlardı. Sonra
Aziz Yıldırım el koydu takıma. Tarih tekerrür eder. Benden uyarması…

PostHeaderIcon Çoban’dan 2 altın 1 bronz

Gençler ve 23 Yaşaltı Avrupa Halter Şampiyonası’nda, bayanlar 53 kiloda Ayşegül Çoban 2 altın ve 1 bronz madalya kazandı. Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki şampiyonada Ayşegül Çoban
koparmada kaldırdığı 78 kiloyla üçüncülüğü elde etti. Türk halterci, silkmede 105 kiloluk kaldırışıyla ve toplamda da 183 kiloyla ilk sırada yer
alarak altın madalyaya uzandı.

PostHeaderIcon Boksta neler oluyor?

Boks Federasyonu Başkanı Eyüp Gözgeç’in kararlarını beğenmeyen milli takım antrenörlerinin 6′sı görevinden istifa etti.İsitifalarını sunan antrenörler şöyle:Cahit Süme: Büyüklerden sorumlu milli takım antrenörüRagıp Pala: Büyüklerden sorumlu milli takım antrenörüAsalettin Pekdoğan: Gençlerden sorumlu milli
takım antrenörüSelahattin Başaran: Bayanlar sorumlu milli takım antrenörüSefer Karataş: Yıldızlardan sorumlu milli takım antrenörüDavut Çınarlar: Genç bayanlardan
sorumlu milli takım antrenörü

PostHeaderIcon Değnek ve iki ucu

Pazar günkü derbide yaşananlar, gösterilen performanslar ve ortaya çıkan sonuç hiç de şaşırtıcı değildi. (Beklentilerime göre belki Iverson birkaç basket daha atabilirdi ama sonucu tayin edecek kadar etkili olmasını beklemedim)İnsanlarda inanılmaz bir Allen Iverson heyecanı var. Beklentiler çok büyük ve işin kötüsü bu
beklentilerin “hemen” karşılanmasını istiyorlar. Fakat ona da hak vermek gerek. Daha da önemlisi Beşiktaş Cola Turka, bir yandan ondan verim almak isterken diğer yandan da haklı olarak,
yoluna devam ettiği iki kulvarda da kayıp yaşamak istemiyor.Ancak şimdiden Iverson ile
ikide sıfır yapıldı. Bu noktada bazı gerçeklerle yüzleşelim…* Iverson, kariyerinin
sonlarında Avrupa basketboluyla tanıştı. Buradaki oyun tarzı, kurallar çok farklı! Birebir oynayıp adamını geçse gelecek yardımlar hep ona “Bu da ne
böyle!” dedirtecek şeyler… Ona biraz zaman verin!* Şunu kabul edelim… Allen
Iverson’ın en iyi yaptığı iş sayı atmak! Bu da Beşiktaş Cola Turka’nın zaten en iyi
yaptığı şey! Üstelik kadronun en zengin yeri olan guard pozisyonunun bir parçası. Pazar günü de görüldü ki, atarak değil tutarak kazanmak isteyen
takımlar karşısında işleri çok zor oluyor. Takıma yeni silah eklemek yerine duvar ördürmek lazım. Asıl sorun bu!* Burak Bıyıktay itiraf etti. Iverson’ı oynatıp hem
onu hem de taraftarı küstürmemek adına bazı tavizler veriyor. Başka biri olsa o fiziksel durumda asla süre alamaz! Hemofarm maçının son dakikalarda, o
maçta harika oynayan Cüneyt olurdu eğer Iverson olmasaydı ama hazır olmayan Iverson ile risk alındı. Iverson ile Chatman aynı
anda, ancak bilgisayar oyunlarında büyük işler yapar yoksa iki topla oynanmalı bu spor ki hem Chatman hem de Iverson sahada etkili olsun. (Bu arada Chatman’ın “Bu takımın lideri benim” tarzı basketbolu ile Iverson’ın beklentileri de ne kadar uyumlu olacak zamanla göreceğiz.)Bir süre Iverson’ı az izlemeye razı olalım ki o hazır hale geldiğinde takım hedeflerinden uzaklaşmış olmasın.
Hedefi olmayan bir Beşiktaş Cola Turka’nın Iverson’ı motive etmesi de zor olacak. (Tabi bu süreçte Iverson da hazır olmadığını kabullenip bir süre az olacak sürelerini kabullenmeli)Gelelim Fenerbahçe
Ülker’e…Harika bir kadroları var. Kötü gününde olan bir oyuncunun yeri kolay doluyor. Ama daha önemlisi, savunmayla maç
kazanmaya çalışıyorlar ki birçok rakibinden ayrıldıkları en önemli faktör de bu… Regal Barcelona
ve Beşiktaş Cola Turka deplasmanlarında rakipleri 70′in altında tutmak her takımın
başarabileceği bir şey değil…Sean May transferinin çok bir artısı olacağını sanmıyorum zira NBA’in “bitmeye yüz tutmuş” isimlerinden kendisi. Toparlanmış bir Kaya Peker Fenerbahçe Ülker’e daha fazla yarar
sağlar…Ve Ömer Onan! Bir kez daha herkesi büyüleyen bir basketbol oynadı. Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da, oyunun her iki yönünde de bu
kadar etkili oynayan kaç guard var! Sanal alemde dönen “Her skorer guard bir gün Ömer
Onan’ın savunmasını tadacak” veya “Gerçek skorer Ömer Onan’ın savunmasında belli olur” gibi çok hoş
ve doğruluk payı yüksek sözleri sonuna kadar hak ediyor.Kadro kalitesi olarak örnek alınması pek kolay değil ancak oyun felsefesi
anlamında bu sezon izlediğimiz Fenerbahçe Ülker ders niteliğinde…

PostHeaderIcon Tas aynı, hamam da…

Galatasaray’da değişen hiçbir şey yok… Takım, futbol, sonuçlar, vb. Tüm
Galatasaraylıların alıştığı şekilde devam ediyor. Ara ara mücadele eden takım, girilen pozisyonlarda inanılmaz beceriksizlikler ve son vuruş
eksiklikleri, kendi kalesinde verdiği net pozisyonlar, 60′tan sonra düşmeye başlayan takım ve girdiklerinde oyuna hiçbir katkı yapamayan yedek
oyuncular… Ve artık herkes bunu kabullenmeye başladı; Arda ve Baros’suz Galatasaray bundan fazlasını belli ki yapamayacak…Ligin zirvesi için
bir beklentiye girilmesi artık söz konusu değil. Artık tüm çaba önemli maçlarda taraftara hediye edilebilecek galibiyetler ve anlamı artık çok çok az
olan Türkiye Kupası için olacak. Daha Kasım ayındayken koskoca sezonun bu hale gelmesi ise
akıl alır gibi değil. Sorumlular ve yapılması gerekenleri defalarca yazdık, yine girmeyeceğim.İşin üzücü taraflarından biri de 5 haftada 4
maçta gol atamamış takım, Kayseri’den de 1 puanla dönüyor ve Galatasaray camiasına
hakim olan duygu mutsuzluktan daha çok mutluluk bu maç için.  Bunu teknik direktör de açık açık söylüyor basın toplantısında. Orta sahada ne işi
var diye düşündüğümüz oyuncular biraz koşunca iyi gözükmeye başlıyorlar gözlere… Aldığı her topu gerekli gereksiz kaleye vuran ama vurması
gereken yerlerde vuramayan Pino bir ara kurtarıcı oldu takımda… Maçı kurtarmak için oyuna en son Aydın
giriyor, yıllardır tribünlerin sabrını tüketmiş bir oyuncu olmasına rağmen… Son iki hafta maçlarını kazansa 5. olacak takım 10. olarak
İstanbul’a dönüyor, herkes duruma alışmış… Verilmeyen penaltılara çıkarılacak ses bile yok camiada…Bütün bunlar bir araya
geldiğinde daha da üzücü bir hal alıyor Galatasaray’ın durumu. Artık olabilecek en
olumlu şey, anlık mutluluklar Galatasaraylılara… Bu hafta da bunun için bir fırsat var. Ali Sami Yen’deki son derbi… Pazar günkü maça
herkes umutla gidecektir ama ne yazık ki güvenle değil… Hagi elinden geleni yapıyor ama
elinden de fazla bir şey gelmediğini görüyoruz. Arda ve Baros’un durumu yine haftanın en önemli
gelişmesi olacak başta Hagi, tüm Galatasaraylılar için…Son olarak da iki cümle Misimovic konusuna… Galatasaray’ın
ileri ucuna 8-9 maç kimi koysanız ya bir gol atar, ya gol pası verir, herhangi bir şey yapar… Misimovic hiçbir şey yapmadı, yapamadı… Fiziksel olarak bir türlü hazır olmadı… Bu seviyedeki
bir oyuncu için hayal kırıklığından da öte kötü bir performansı vardı. Ammaaa, tüm bunlara rağmen Hagi onu kazanmanın yollarını bulmalıydı. Kadro dışı bırakmak en kolay çözüm, Hagi bu konuda kolaya kaçtı… Galatasaray’ın menfaati için sabırlı olup, şartları zorlamalıydı…Twitter’dan takip edebilirsiniz:  www.twitter.com/emreugurlu

PostHeaderIcon Hem altın, hem gümüş madalya!

Sırbistan’da düzenlenen Avrupa Karmalar Masa Tenisi
Şampiyonasının finalinde rakibine 4-3 yenilen Melek Hu ve Jevtovic çifti Avrupa ikincisi olarak gümüş
madalya kazandı; Bora Vang ve Şirin He ikilisi ise birinci olarak altın madalyanın sahibi oldu.Şampiyonanın son gününde yapılan yarı final
maçlarında Fenerbahçe Spor Kulübü Masa
Tenisi Şubesi Sporcularından Melek Hu, partneri Marko Jevtovic, Sırp ve Litvanyalı rakipleri
Karakaseviç ve Paskauskiene çiftini 4-1 yenerek finale kaldı. Yarı finalde Türk Milli Takımı’ndan Bora Vang- Şirin He çifti de Beleruslu rakiplerini
4-2 yenerek, finalde Melek Hu ve partnerinin rakibi oldular.Avrupa Karmalar Masa Tenisi Şampiyonası’nda ilk defa Türk Sporcular birbirlerine karşı final mücadelesi verdi. Bora
Vang-Şirin He ikilisi karşılaşmayı 4-3 kazanarak altın madalya kazanırken, Melek Hu ve takım arkadaşı
Marko Jevtovic de Avrupa ikincisi olarak gümüş madalya aldılar.Öte yandan Melek Hu’nun da
mücadele ettiği Türkiye Masa Tenisi Bayan Milli
Takımı, Slovenya ile 23 Kasım tarihinde yapacağı Joola Avrupa Birinci Ligi maçı için bu ülkeye
geçecek. İlk yarıyı lider tamamlayan bayan milli takımı, ikinci yarı maçlarında bu başarısını sürdürmek için Slovenya önünde galibiyeti hedefliyor. Milli takım Slovenya
önünde Melek Hu, Şirin He ve Fulya Özler üçlüsü ile mücadele edecek.

PostHeaderIcon Cepten yedik

Ligin 6. haftasında Kayseri deplasmanından golsüz beraberlikle ayrıldıktan sonra düne kadar oynadığı maçlarda 6’da 6 yapıp, ligde tozu dumana
katıp zirveye yerleşti. Dün kendi evinde Eskişehir’i konuk eden Trabzonspor’dan herkes normal olarak galibiyet bekliyordu ki konuk ekip
fırtınanın hızını kesti.Sakat Glowacki ve cezalı Ceyhun’dan yoksun olunması Trabzonspor açısından büyük bir dezavantaj olarak görülmüyordu. Zira dün akşam ki maçın
berabere bitmesinin bu iki eksiklikle uzaktan yakından alakası yoktu.Maç başladığında rakip Eskişehir’in hocası cezalı olduğundan
dolayı tribünde, rakip 11’in en az 7-8 tanesi ise bu zorlu deplasmandan puan çıkarmak adına kendi yarı sahasındaydı. Maçın zor geçeceği rakibin
sahaya diziliş şeklinden belli oluyordu. Pozisyon zenginliğinin düşük, mücadelenin ve tansiyonun yüksek olduğu maç iki takımında gol bulamamasına
neden oldu. Şans faktörünün yıllardır Trabzon’dan yana olmamasını zaten demeye gerek yok.Beraberliğin mimarlarına şöyle bir
değinecek olursak;Kaleci Onur’a pek iş düşmediği bir maç olsa da son dakika Eskişehir atağında tek seferde iki hamle ile takımını
mağlubiyetten kurtarması, sonrasında taraftarın Onur tezahüratı güzeldi.Dörtlü defansın zayıf halkası çoğu maçta olduğu gibi Cale oldu. Egemen’in yüreğini ortaya koyarak oynaması, Giray’ın çabukluğu ve Serkan’ın bitmek
bilmeyen enerjisi olduğu sürece Trabzonspor’a gol atmak kolay bir iş değil.Ortasahada Engin, Burak ve Selçuk’un milli maçtan
dolayı yorgun oluşu, Colman’ın uzun bir süredir futbol oynamak yerine oynamamaktan yana sergilediği davranış bu mevkide bir şeyler yapmak
isteyen Jaja’yı yalnız ve çaresiz bıraktı. Geçen haftanın kahramanı Jaja her ne kadar kaliteli bir
oyuncu olduğunu gösterse de Bursa’da aldığı topları alamayınca o da istenileni veremedi.Gole en yakın oyuncu olan Umut ise bu
haftaya kadar oynanan her maçta koştuğunun yarısını milli maçta koşunca diğer yarısı dün akşamki maça kaldı ve bu da akşam ki maça yetmedi.İkinci yarı oyuna dahil olan Alanzinho’da hafif kıpırdanmalar vardı. Yattara ise bildiğiniz
gibiydi!Hal böyle olunca yarım puana razı Eskişehir karşısında gol sevinci yaşanamadı ve Trabzonspor ligin 13. haftasında cepten yedi.Aslında bu cepten yedik lafı
hoşuma gitmedi değil. Beraberliğe üzülsek de Trabzonspor’un berabere kaldığı haftada rakiplerinin kazanmasına rağmen zirvede kalması bizde
cepten yiyebiliyormuşuz dedirtti. İlk ve son olması dileğiyle…Hakem Süleyman Abay’a ne söylesek azdır. Penaltı pozisyonlarını
herkes eleştirecek olduğundan girmiyorum. Sadece bordo-mavililerin yüklendiği dakikalarda oyunu soğutma çabası kulaklarının çınlanmasına neden
olmuştur.

PostHeaderIcon Serdar Kurtuluş

Serdar öyle bir oyuncu ki, onun yaşadıkları Türk futbolunun ve Beşiktaş’ın bir
özeti gibi.Son iki haftadır Gaziantepspor’u izlerken gözüm
sürekli Serdar Kurtuluş’a takıldı. Onu seyrederken, bir yandan da geçmişe gittim.Ona Tigana’nın, Sağlam’ın ve nihayet Denizli’nin gözüyle
bakmaya çalıştım. Çünkü Serdar öyle bir oyuncu ki, onun yaşadıkları Türk futbolunun ve Beşiktaş’ın bir özeti gibi.Hani Banu Yelkovan’ın Arda hakkında yazdığı bir yazı vardı geçenlerde. Arda’nın
hayatının kırılma noktalarıyla dolu olduğunu anlattığı. Ve bu ülkede bir futbolcunun (veya herhangi bir gencin) sadece bu olağandışı kırılma
noktalarıyla fark edilebileceğine getirdiği. Ve o kırılma noktalarıyla bir yere varabilenleri nasıl kırabildiğimiz üzerine.Serdar’ın da
hikâyesi, yetenekleri ve potansiyeli yüksek bir oyuncunun, ancak “alışılmadık” bir hocayla ve yöneticilerin
“alışılmadık” bir transfer kararıyla keşfedilebileceğini anlatarak başlıyor. Ve yine alışıldık bir teknik direktör / yönetici kararıyla
kazandıklarının geri alınabileceğini anlatarak devam ediyor. (“Bitiyor” demek gelmedi içimden.)“Thinking out of
box” denir adına şirket eğitimlerinde. Kalıplarının dışına çıkmaya sevk edilir çalışanlar eğitmenlerce. Oysa bilmezler ki, önemli olan, aynı
zamanda o çalışanların yöneticilerinin de kalıpların dışına çıkanlara olumlu bakabilmeyi bilmesidir.***18 yaşında Bursa’da
fark ediliyor Serdar. Ancak Beşiktaş’a gelebilmek için Tigana gibi anlayan ve bilen
gözlere ihtiyacı oluyor. İlginçtir, yöneticilerin yabancı bir teknik adamdan isteklerinin hem “kısa vadeli başarı” hem de
“genç yetenekleri keşfetme” ikilemi (saçmalığı diyemedim) göstermediği nadir ama kısacık bir döneme denk geliyor Beşiktaş’a gelişi.Cruyff’un da sürekli tekrarladığı bir şeydir. Oyuncuları
yaptıklarıyla değerlendirmek yetmez, onun yapabileceklerini de gözünüzde canlandırabilmeniz gerekir. Düşünce tarzını ve düşüncelerini pratiğe
dökebilme gücünü. Tigana da Serdar’a böyle bakıyor.Öğretmen Tigana’nın en iyi öğrencisi oluyor. Çünkü Serdar, Tigana’nın diğer gençlerine
nazaran öğrenmeye daha açık davranıyor.Burak gibi kendi taraftarına bile itici gelen aldatmalarla vakit harcamıyor. İbrahim Akın gibi at yarışına değil tamamen futbola odaklanıyor. Gökhan Güleç’ten daha hızlı öğreniyor. Hatta Bobo’dan bile daha
fazla geliştiriyor kendini..Tigana bu niteliklere sahip bir oyuncuyu sağ bek pozisyonunun kesmeyeceğini düşünerek Serdar’ı orta sahada
kullanmaya başlıyor. Zaten sağ bek için elinde Ali Tandoğan gibi yaşına rağmen kendini geliştirmekten
vazgeçmeyen bir savunmacı da var.Serdar, kısa sürede Türkiye’nin en iyi ön liberosu haline geliyor. Aslında tarzı ön liberodan ziyade,
İngilizlerin “box-to-box” dediği iki on sekiz arasında oynayan orta saha oyuncularına uyuyor. Sezonun sonuna doğru şutunu da geliştiriyor.
Tek bir sezon için müthiş bir ilerleme kaydediyor.***Ertuğrul Sağlam
geldiğinde Serdar için yine sağ beki uygun görüyor. Ancak Serdar Özkan ile iyi bir ikili
oluşturuyorlar. İsabetli ortalarıyla Beşiktaş’ın gollerinin çoğuna imzasını atıyor. Kısa
sürede ayın futbolcusu oluyor, milli takıma seçiliyor.Ve o kritik gece. Birçok Beşiktaşlı oyuncunun hayatının dönüm noktalarından biri
olan o talihsiz gece. Marsilya deplasmanında, Şampiyonlar
Ligi’nin açılış karşılaşmasında fena sakatlanıyor. Sezona ara veriyor.Ancak bu dönemde Ertuğrul Sağlam istifa ediyor ve Mustafa Denizli
geliyor. Serdar sezonun geri kalanında toparlanamıyor, toparlansa da fazla forma şansı bulamıyor.Bu arada Serdar, Ertuğrul Sağlam’ın gerekeni yaptığını söylemeye cesaret eden ve ayrılışının ardından ondan övgüyle
bahseden ilk (belki de tek) oyuncu oluyor Beşiktaş’ta.Ertesi sezonun başında
ise benzersiz bir kararla, Tabata transferinin bir parçası olarak bedavaya Gaziantep’e gönderiliyor. Hem de takımda sağ bek sıkıntısı tavan yapmışken.
Hem de Beşiktaş, Serdar için Rusya ve Fransa’dan gelen teklifleri reddetmişken.***Gaziantep’te izlediğimiz
Serdar daha farklı. Savunmayı yeteri kadar yapıyor. Oyununu aklıyla birleştirerek minimum enerji harcıyor.Ancak asıl farkı hücuma olan
katkısı. Aldığı her topu mümkün olduğunda ileri oynuyor. (Bu çok büyük bir istisna.) Genellikle de isabetli oynuyor. Gerekirse etkili şutlar atıyor.
Dahası her iki ayağını da kullanabiliyor. Bunun sonucunda da kritik anlarda attığı goller takımına 9 puan kazandırdı.***Dedim
ya, Türk futbolunun bir özeti Serdar’ın kısacık dönemde yaşadıkları. Ancak yabancı ve aynı zamanda gençlere değer veren bir hoca tarafından fark
edilmesi. Sağ beke ve orta saha dinamizmine ihtiyacı olan bir takımdan anlamsız bir şekilde gönderilmesi.Kısa vadeli başarı peşindeki
vizyonsuz yöneticiler. Hiçbir mantık bulamayacağınız anlamsız takaslar. Gençlere inanan bir hoca, sonra gençlere inansa bile elleri kolları bağlanmış
bir hoca ve nihayet deneyime inanan bir hoca. Her şey var bu öyküde.***Hiddink,
hücuma katkısı olacak bekler istiyorsa, ama aynı zamanda oyun içinde joker olarak kullanabileceği, gerektiğinde ortanın sağına veya göbeğine
çekebileceği bir oyuncu arıyorsa Serdar’ın potansiyelini çok iyi analiz etmeli.Çünkü Hiddink
ve Serdar birbirlerine çok şey katabilirler…

PostHeaderIcon Sadece NBA’de yıldızlaşmadılar!

ÖZEL İNCELEMESedat BALCI sedatb@sporx.com
Basketbolu seven hemen herkes için NBA’in yeri ayrıdır. Basketbol felsefeleri tartışılabilir. Avrupa’nın, kimilerine göre sıkıcı olan basketbol tarzını seven biri,
NBA parkelerinde görmek istediği basketbolu ancak playoff’larda görür. Ama tartışılmayacak bir şey
varsa o da, rüya ligdeki bazı oyuncuları canlı canlı, hatta kendi
takımlarımızda izleme hayalimizdir.Avrupa’da her sezon yüzlerce ABD’li basketbolcu forma giyiyor. Geçmişten bugüne baktığımızda ise bu
sayı dört hanelere çıkıyor. Ancak bu binler içinde öyle isimler var ki… NBA’de yıldız olup
Avrupa’ya gelenler ya da NBA’den, genç denebilecek yaşta ayrılıp bu özel deneyimi daha erken
yaşayanlar… Oysa alışmışız, 35′lerinden sonra, haftada 1-2 gün maç yapmak ve nispeten iyi paralar kazanmak için Avrupa’yı seçen oyuncuları
görmeye…Bu kuralları yıkan oyuncular ve o döneme hakim olan sisteme karşı isyan bayrağı çeken kulüp yönetimleri, 90′lardan bu yana bazı
özel isimleri Avrupa basketboluna sundu. Bu zincirin son ve belki de en büyük halkası ise Allen Iverson…Bu incelemede
sizlere, yakın geçmişte NBA’den ayrılıp ABD dışında basketbol oynamayı seçip bu
kararlarıyla ses getirmiş oyuncuları tanıtacağız.Aslında ucu açık bir konu olduğundan aklınızdaki pek çok farklı ismi, hatta Avrupa’nın
basketbol anlamındaki küçük ülkelerinde tek tük boy göstermiş Magic Johnson (İsveç), Dennis
Rodman (İngiltere) ve Scottie Pippen (Finlandiya) gibi efsaneleri bile bu listeye ekleyebilirsiniz ancak, daha profesyonel
anlaşmalarla daha uzun süreli görev almış isimleri bu listeye koyduk. Kariyeriyle bu listenin en üstlerinde olmayı hak eden George
Gervin, Tom Chambers, Bob McAdoo, Bill Laimbeer, Kurt Rambis, Eddie Johnson, Michael Cooper, Alex English, Roy Tarpley, Marc Iavaroni, P.J. Brown,
Brad Miller, Antonio Davis, Ben Wallace, Spudd Webb, Brian Shaw, Mahmoud Abdul Rauf, Kenny Anderson ve Scott Skiles gibi
isimlerle bu listeyi uzatmak mümkün…İşte sizler için yakın tarihten seçtiklerim…10- Udonis HaslemO gerçek bir görev adamı. Boyalı alanda yıllardır istikrarını korur, pis işleri sever,
ribauntlarda etkili bir isim olur. Miami Heat’te kimler geldi, kimler geçti ancak o hep Florida’da kaldı. Fransa’nın Chalon-sur-Saône takımında 2002-2003 sezonunda başlayan profesyonel kariyeri
sonrası 30 yaşındaki oyuncu Heat’e geçti ve 2003-2004 sezonundan bu yana takımın vazgeçilmezleri arasında yer almasını bildi. 9- Rolando BlackmanRolando
Blackman ismi iki anlamda bizim için çok özel bir yere sahip! Efes Pilsen’in, 1996′da kazandığı Koraç Kupası finalinde rakibi, bugün Armani Jeans Milano ismiyle izlediğimiz ancak o dönem
Avrupa’nın en önemli ekipleridnen olan Stefanel Milano idi. Bogdan Tanjevic yönetimindeki bu takımda
kimler yoktu ki! Gregor Fucka, Dejan Bodiroga ve Rolando Blackman… NBA’de 4 kez
All-Star oynayacak kadar başarılı bir isim olmuş bu guard, forma giydiği dönemde hem hücum hem de savunmadaki etkinliğiyle tanınmıştı.Basketbolu bıraktıktan sonra coachluk yapmya başlayan ve özellikle takımların savunma coachu olan ve hem Dallas Mavericks hem de Almanya Milli Takımı’nda bu görevi yerine getiren Blackman, son olarak 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda, eski
antrenörü Bogdan Tanjevic’in ekibinde yer alıp 12 Dev
Adam’ın savunma coachluğunu yaptı.Rolando Blackman ile ilgili bir not daha… NBA
kariyerinin son iki yılını geçirdiği New York Knicks’te 1994 yılında NBA Finali’ni gören ancak serinin son iki maçında John Starks’ın yedeği olan başarılı oyuncunun o
dönemdeki coach’u Pat Riley, 2006′da verdiği bir demeçte, verdiği bu kararı “Coach’luk kariyerinin en büyük hatası” olarak nitelendirmiş ve hiç bir
zaman unutamadığını itiraf etmişti.8- Vinny Del Negroİsminden
de anlaşılacağı üzere saf bir ABD vatandaşı olmayan Del Negro, İtalyan kökleri olan bir isim. Kendisi, 90′lı yıllarda parkelerde boy gösteren “Manu
Ginobili” olarak da bilinir. Engin Atsür’ün de okuduğu North Carolina State Wolfpack’de NCAA kariyerini geçiren Del Negro, İki sezon Sacramento
Kings forması giydikten sonra İtalya’da Benetton Treviso formasıyla iki sezon geçirdi.
Ardından 6 yıllık San Antonio Spurs macerası sonrası dört maçlığına Teamsystem Bologna forması
giyen 1.93′lük guard, 1999-2001 yılları arasını da NBA’de geçirip emekli oldu.Özellikle, 1992′de lig şampiyonluğu yaşadığı Benetton formasıyla
65 maçta 25.4 sayı ve 4.4 ribauntluk ortalamaları, Avrupa macerasının ne kadar iyi geçtiğinin göstergesi. O dönemki İtalya liginin de, kalite anlamında bugünkü İtalya Ligi ile alakası olmadığını, çok
sayıda şampiyonluk adayının devrede olduğunu hatırlatmak lazım.7- Anthony
Mason90′lı yıllar ve 2000′lerin başında NBA’in gözde forvetlerinden olan
Anthony Mason, profesyonel kariyerinin ilk dönemi olan 1988-1989 sezonunu Marinos de Oriente ve Efes Pilsen’de geçirdi.Ardından NBA’de New Jersey Nets, Denver Nuggets, New York Knicks, Charlotte Hornets, Miami Heat ve Milwaukee Bucks takımlarında geçiren solak oyuncu, bir kez All-Star bir kez de NBA’de “En İyi 6. Adam” ödüllerini almıştı.Eğlencesine olan düşkünlüğüyle bilinen Mason’ın, Knicks’ten Hornets’e geçtiği 1996 yılında düzenlenen basın
toplantısında bir gazetecinin “New York’tan Charlotte gibi sıkıcı bir şehre gidiyorsun. Bu konuda ne söyleyeceksin?” şeklindeki sorusuna “Şaka mı
yapıyorsun. Ben İstanbul gibi bir şehirde yaşamış adamım” demiş biri aynı zamanda.Efes Pilsen kariyeri boyunca parke dışı hayatıyla
bilinen, hatta büyüklerimizden duyduğumuza göre idmana kasaturayla gelmişliği olan (Evindeki kanepeyi pencereden attığı da söylentiler arasındadır…)
Mason’a fazla dayanamayan rahmetli coach Aydan Siyavuş, 75 bin dolara gelen bu oyuncuya kapıyı göstermiş ve ertesi sezondan itibaren Anthony Mason,
Efes Pilsen günlerinin aksi performanslarla ligde yer edinmiştir.6- Josh
ChildressJosh Childress, bu listedeki diğer 9 isimden daha büyük bir
oyuncu değil ancak yine de Avrupa’ya gelişi büyük ses getirmiş bir oyuncu. Yaşıtı olan çoğu NBA
oyuncusunun aksine, NBA kariyeri daha başlamadan ya da sonunda Avrupa’ya gitmek yerine genç
denebilecek bir yaşta (25) Avrupa’ya Olympiakos takımına geldi. 3 yıllık net 20 milyon dolar ücrete “Evet” demesi aslında NBA’de alamayacağı bir teklifti. Ancak çoğu oyuncu, daha az paraya NBA’de kalabiliyordu. Yine de o bu Avrupa deneyimini denemeye karar verdi ve 2008-2010 yılları arasında iki sezon Pire ekibinde forma giydi.
Atletik özellikleriyle rakipleri karşısında genelde avantaj sağlardı ancak yine de büyük maçlarda takımına zafer kazandıran, kupa getiren oyuncu
olamadı. Ardından 2010-2011 sezonu öncesi Phoenix Suns formasıyle NBA’e dönüş yaptı.Avrupa’da boy gösterdiği dönemde, maç haberleri, yaptıkları hep ABD
basınında takip edildi. Bu sayede Olympiakos da NBA camiasının tanıdığı Avrupa kulüplerinden
oldu.5- Steve Francis2000′lerin başında, harika başlayan NBA kariyeri sert bir düşüşle “şimdilik” sonlandı. Houston Rockets’ta Yao Ming ile çok iyi bir ikili
olmuşlardı. 1.91′lik boyuna rağmen yaptığı smaçlar gözlerimizin pasını silerdi. Skor anlamında sıkıntı yaşamazken Yao Ming’i besleyerek asist hanesini de zenginleştirirdi.Ancak Rockets, Rudy Tomjanovich’in
yerine takımın başına Jeff van Gundy’i getirince işler değişti. Tracy McGrady’i Teksas yollarına düşüren dev bir takasla 2004-2005 sezonu öncesi Orlando Magic’e takas oldu. Buradaki iki sezonu, istatistik anlamında çok kötü değildi ancak bir türlü
mutlu olamadı ve New York Knicks’e takas oldu. Burada da esk günlerini aratan “Stevie Franchise”
Rick Adelman yönetimindeki Rockets’a dönüş yaptı ancak tendon sakatlığıyla sezonu kapattı.Ardından hakları Memphis Grizzlies’a takas edildi.
Grizzlies da kendisini serbest bıraktı. NBA kapılarının kendisine bir bir kapandığını gören bir
zamanların yıldız ismi, son zamanların modasına uydu ve Çin’in Beijing Ducks takımıyla iki yıllığına
anlaştı.O da Iverson gibi henüz bitmediğini, NBA’de oynayabileceğini ispatlamak için Asya topraklarında var gücüyle mücadele edecek.4- Stephon MarburyMarbury yetenekli, All-Star maçları görmüş bir oyuncuydu
ancak saha dışında sorunlu bir kişilik oldu. Özellikle 2004-2009 yılları arasında formasını giydiği, doğduğu şehrin takımı New York Knicks’te, Larry Brown ve Isiah Thomas ile yaşadığı sorunlar basketbolunun önüne geçti. En
sonunda da Mike D’Antoni takımın başına geçti ve Chris Duhon’u tercih edip Marbury’i takımdan sildi. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki Knicks
idmanlarına dahi katılması yasaklandı. Böylece popülaritesi de iyiden iyiye dibe vurdu.Knicks yönetimi ile anlaşıp yollarını ayıran ve serbest kalan Stephon Marbury’e 2009 yılında, veteranlar ordusu
kuran Boston Celtics bir şans verdi ve 2008-2009 sezonunu orada tamamladı. Bir sonraki
sezon ise Celtics’in veteran minimum kontrat teklifini yetersiz bulan veteran guard, Ocak 2010′a kadar basketboldan kopuk kaldı. Ardından, boştaki NBA yıldızlarına teklif götürerek liglerinin popülaritesini artırmak isteyen Çin’in Shanxi Zhongyu Brave Dragons takımı ona kucak açtı. O sezon 15 maçta 22.9 sayı, 9.5 asist ve
2.6 top çalma ortalamalarını tutturan Marbury, geçtiğimiz Temmuz ayında takımıyla 3 yıllık kontrat yeniledi. Hatta kulübün, “Starbury” markalı
ayakkabılarla bu birlikteliği paraya çevirmeye çalıştığı gözlemleniyor.3- Byron
ScottMagic Johnson, James Worthy ve Kareem Abdul-Jabbar’dan oluşan
unutulmaz Los Angeles Lakers’ın şutör guardı idi Byron Scott. Lakers ile kazandığı 3
şampiyonluk yüzüğü belki de NBA hedeflerinin tutmasını sağladı.Scott 36 yaşında ise bir yıllığına Panathinaikos’a gitti. O dönem, Dominique Wilkins
Teamsystem Bologna’da iken bir diğer NBA yıldızı olarak Avrupa’da boy göstermesi ise bugün bu konuda
yaşadığımız zenginliğin temellerinin atıldığı adımlar olarak bilinmektedir.Pana formasıyla o sezon lig şampiyonluğu yaşayan yıldız oyuncu,
23 maçta 18.3 sayı ortalamasıyla oynamıştı.2- Dominique WilkinsAllen Iverson gelene dek benim için bu listenin bir numarası Dominique Wilkins idi. Babasının ordudaki görevi nedeniyle Paris’te doğan Wilkins, NBA tarihinin en atletik isimlerinden oldu ve bu yönüyle Michael Jordan ile kıyaslandı. Hatta All-Star
haftasonu etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen smaç yarışmalarında Michael Jordan’ı geçtiği zamanlar da oldu. Jordan başta olmak üzere çok ciddi
rakiplere rağmen 2 kez smaç sampiyonu olması onun bu alandaki yeteneğinin en büyük ispatıdır. 9 kez All-Star, 1 kez ligin Sayı Kralı olan Wilkins, 1995-1996 ve 1997-1998 sezonlarında sırasıyla Panathinaikos ve Teamsystem Bologna formalarını giydi. Özellikle Yunanistan’da geçen 1996 yılında Yunanistan Ligi, Kupası ve
Euroleague şampiyonlukları yaşayıp Yunanistan ve Euroleague’de MVP ödüllerini topladı.Teamsystem Bologna formasıyla bir Ülkerspor maçı için
İstanbul’a gelişi, o dönem henüz internet bağlantımın olmamasına rağmen televizyon ve basketbol dergileri sayesinde onu tanımamdan ötürü o maça okul
çıkışı heyecanla gidişimi dün gibi hatırlarım.1- Allen IversonVe “The
Answer”… Yaşadığı onca soruna rağmen bir sene önce Iverson’ı değil Türkiye’de, NBA dışında düşünmeyi kim düşünebilirdi? Tamam belki 35 yaşında ancak basketbol olarak bitmediğini
kanıtlamayı amaçlıyor. Güzel bir ülkede, her şeye sahip olacağı bir şehirde (Bu sözüm Anthony Mason’a…) mutlu bir hayat yaşamaması için hiç bir
neden yok. Çin’i de zaten bu yüzden reddetti. Daha az paraya, Türkiye’yi seçti.Bilen bilir.
Bilmeyenler ise Youtube’da onun öldürücü crossover’larını izlesin. Belki bu yaşta o hünerlerini sergileme şansı pek sık olmayacak ama Beşiktaş Cola Turka’da geçireceği dönem zarfında onu savunacak onlarca isim, muhtemelen
gençliğinde Allen Iverson posterleriyle odalarını donatmış, onun tarzını benimsemiştir. Iverson’ın,
ABD’deki imza törenini ESPN dahil onlarca ABD kanalı yerinde izledi ve onun İstanbul’a adım attığı anda yaşadığı her şey an be an ABD’de haber oldu.
Sosyal ağlarda en çok konuşulan konular arasına girdi onun bu kararı…Allen Iverson
gibi, NBA’de “Yılın MVP’si” olmuş, 4 kez “Sayı Kralı” ve 11 kez “All-Star” seçilmiş bir süper
yıldızın getireceği popülarite, reklam, heyecan ve taraftarı ancak Kobe Bryant, LeBron James, Shaquille O’Neal ve Dwyane Wade’i getirtirsen sağlarsın. Bu bakımdan sadece ligimiz değil Avrupa, çok özel bir
oyuncuyu izleme şansına sahip oldu.

PostHeaderIcon Bayram’da Kapadokya’dayım… Kayseri maçını bekliyorum Dilini Galatasaray’a batıran Hıncal’a da baklayı ağzından çıkart diyorum…

Fırsattan istifade postu Kapadokya’ya serdim. Bayram’da uzaktan İstanbul’u, hatta Amsterdam’ı, hatta hatta kudurup da dam
üstüne çıkmışları seyrediyorum.Pazar’a da Kayserispor-Galatasaray maçını seyredip döneceğim. Kapadokya cennet gibi… Sıcaklık
20’lerin üzerinde. Doğa harika… Turist akın etmiş. Şöyle birkaç gün kafa dinleyeyim dedim.Bu vesileyle geç de olsa
bayramınızı kutlar, tanıdık tanımadık herkese mutluluklar temenni ederken, futbol aleminin yüreğine de sevgi düşmesini dilerim.Milli Takımı çok beğendimGuus Hiddink
belli ki sazı ele almış. Her ne kadar alafranga adam uzun bir süre alaturka enstrüman çalmak için zorlanmış olsa da sonunda ritmi tutturdu. Böylece Oğuz Çetin de zurnada peşrev olmaz deyip ustasına meydanı bıraktı. Şimdi herkes rahat.
Millete de sabırla yeni oluşacak Milli Takımı beklemek düşüyor.Hollanda maçı özel mözel
anlamam! Tek golle yenildik ama bayağı da umutlandık. Belki şimdi bu kadroya ve oyuna dudak bükecekler vardır ama karşımızdaki rakip de son dünya 2.
Hollanda’ydı onu da unutmasınlar.Hatasız oynadık. Tek hatamızın da biletini zaten kestiler…Orta sahada rakibe hep bastık, top
kazandık, atağa kalktık çok pozisyon yakaladık. Burak’la, Umut’la goller de kaçırdık.Serdar’la savunmada,Selçuk, Hamit,
Sabri’yle orta sahada ayakta kaldık. Nuri de kendisine güven duyulup kafadan oynatılınca verimli oldu. Her şeyden öteye;
Hollanda’yı kendi kalecisine geri pası yapmaya bile mecbur ettik.Ben oyunumuzu da değişen düşüncemizi de takdir ediyorum.İlk kez oynayanlar, Serdar Kesimal, Burak, Mehmet Ekici, Engin Baytar, Yekta ve Umut hatta İsmail
değişimin işaretiydi. Hollanda Mathijsen, Sneijder,
Van der Vart, Van Persie, Afellay, Huntelaar’la bizden üstün değildi. Çok kaçırdık, son dakikaya kadar gol aradı,  tek golle yenildik.Gelecekten umutluyum.Misimoviç resmen beceremedi!Daha düne kadar
Bundesliga’da harika oynamış bir oyuncu Ay’a düşse bile bu kadar futboldan uzak işler yapmaz! Misimoviç geldiği günden beri kırk paralık
hayretmedi. Bugün yarın oynar diye beklemekten baydık. İyi futbolcu bir maçta kendini ispat için birkaç hareket yapar. Onu bile beceremedi Misi!…Bir frikiki, bir gol vuruşu, bir waww dedirtecek hareketi bile yok.Gitsin o zaman.Hagi haklı.Kendini sıkmıyorsa, hava değişimi için buraya gelmişse, gözü
kaçmaktaysa koyuver gitsin.Bu tip adam hayretmez.Etseydi zaten maçayı sıkıp oynamaya gayret ederdi.Ayrıca daha ödenecek bedeli de
var.El sıkışıp ayrılırlar Galatasaray da az kayıpla kurtulur.Misimoviç’in Galatasaray’da geleceği olamaz!İyi futbolcuydu ama buraya ısınamadı.Üzgünüm.Aslında bunun altında yatan
futbola ait çok şey var ama buraya sığmaz.Tek cümleyle özetlemek gerekirse;Bizim futbol mantalitemiz dünya ile örtüşmüyor. Buraya gelen
futbolcu da hoca da bu zorluğu hep yaşıyor. Uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Misi de bunlardan biri olabilir.Ya da Anelka misali bir kaçış yaşıyor olabilir.Galatasaray’ın
özünde sağduyu vardırBayramda çok şeyler oldu…Başkan Adnan Polat’ın yokluğunda yönetimden bir grup Manisa maçı sonrası toplanarak durum değerlendirmesi yaptı. Amaçları neydi bilemiyorum ama
bildiğim şu ki;Galatasaray başkanlık sistemidir.Orada fikir özgürlüğü
tabii ki vardır ama o fikir özgürlüğü fikri özgürce ifadeden geçer. Düşünceni söyler bir adım geri çekilirsin. Kararı daima başkan
verir.Bu Yalman’da da, Süren’de de, Cansun’da da Canaydın’da da böyleydi.Polat’ta da böyle olması
doğaldır…Çünkü;Galatasaray’ın yönetim kurulu seçimlerinde tek liste yoktur.Başkan ayrı, yönetim
kurulu üyeleri ayrı listelerdir.Bu şu demektir;Başkan ayrı oylanır, yönetim kurulu ayrı oylanır.Yönetim kurulu isimlerini de zaten
başkan seçer ve listesine alır.Listeye girmek için başkana yakın olanlar seçildikten sonra başkana karşı olmamalıdır.Zaman içinde başkanıyla fikir ayrılığına düşen eğer fikrini kabul ettiremiyorsa ya susar görevine devam eder ya istifa eder gider.Yedek
üyelikler bu şartlar için vardır. Ölüm dahil.Onun için de başkan tarafından seçilenlerin ‘başkan bizi dinlemiyor’
demeye hakları yoktur.Yönetimler birlik beraberlik ister. Buna sağduyu ile yaklaşmak istemeyenler de içerden başkanın altını oymak
yerine basar istifayı gider.Galatasaray’da başkana karşı örgütlü hareket etmek veya şart koşmak Galatasaray sağduyusuna yakışmaz!Yapan da mimlenir.Muhalefetin
de imza toplayarak yönetimi düşürmüş olduğu bugüne kadar vaki değildir.Adnan
Polat yurt dışından gelsin mutlaka taşlar yerine oturur.Bir not;Bugün için de Galatasaray Başkanlığı çok cazip bir makam olarak parlamaktadır.Şartlar
düzelmiştir.Muhalefetin de iştahı kabarmıştır.Geçmişten ders alınmalıPolat görev süresinin sonuna kadar Galatasaray’ın başındadır ve onu tuzaklar kurarak yollama gayreti de Galatasaraylıya yakışmaz!Yollamak isteyenlere de Polat zaten gereken cevabı vermiştir.Futboldaki başarısızlığı 14 yıl yaşamış olan Galatasaray o zaman nasıl suskun kalıp Türkiye’den hiçbir kulübün kenarından dahi
geçemediği UEFA’ya ve Süper Kupa’ya uzandıysa, bu gün de susmalı ve,UEFA Kupası’nı
alan başkanına destek olacağı yerde nasıl köstek olduysa, bundan da ders çıkartmalıdır.1994’ten bu yana giderek artan borcun
sorumlusu sadece Adnan Polat değildir.Galatasaraylı sağduyu sahibi insanlar
topluluğudur.Daha fazla bozulmamalıdır.Bozma gayreti içinde olanlara da tavır almalıdır.Hıncal Uluç’un hesabı başka!Kıymeti kendinden menkul Hıncal Uluç’un durmadan
Galatasaray’ı ve başkanını aşağılayan yazı ve söylemleri artık tepki almalıdır.Galatasaraylı bir takım muhaliflerin işine de gelse açık
söyleyeyim ki; Hıncal Uluç’un yazdıkları Galatasaray’ı derinden yaralayan satırlardır.Hıncal, resmen Galatasaray başkanına hakaret etmektedir.Galatasaray’ı küçük
düşürmektedir.Hıncal’ın amacı Galatasaray’ı kötü yönetimden kurtarmak değildir.Hıncal’ın amacı;
Adnan Polat’tan intikam almaktır.Sebebi de Galatasaray değil,
şahsi husumettir.Galatasaray buna alet edilmektedir.Hıncal’ın
gayzının sebebi acaba şu mudur;Adnan Sezgin, Hıncal Uluç’a karşı hakaret davası
açmıştır.Hıncal bu davayı kaybederse ciddi sorunlar yaşayacaktır.Daha önceden de ertelenmiş bir cezası varsa ki var olduğu
söyleniyor o zaman hapis yatacaktır.Adnan Polat’a duyduğu nefret bundan mıdır acaba?Polat, Sezgin’e mani olmadığı için
Hıncal’ın hedef tahtası mı olmuştur acaba?Ya da Adnan Polat’ı eleştirmekten vaz geçmesi için Sezgin’in davayı geri çekmesini
mi beklemektedir Hıncal?Yeter ama…Galatasaray bunlara alet
edilmemeli.Galatasaraylı da buna suskun kalmamalıdır.Kayserispor maçı kader değilFutbolda yenmek de var yenilmek
de…Galatasaray iki yıldır zor günler geçiriyor. Kadir Has
Stadı’ndaki maç asla kader maçı değildir.Galatasaraylı kazanırsa sevinir, kaybederse üzülür ama asla bunu malzeme yapmaz.Bir başka
takımlar Galatasaray’ın kaderini çizmez.Galatasaraylı kaderini kendi çizer.O kader de camianın elindedir.Yeri geldiğinde
Genel Kurulu’nda iradesini belli eder.Dip not;Galatasaray Lisesi’nde dil, din, ırk, renk ayrımı yoktur.Galatasaraylı bununla övünür.Galatasaraylı, kulüp yönetimi içinde de ayrım yapmamalıdır.Yoksa okulundan öğrendikleri çok yüzeysel
kalır.